×

success

No Sass files were modified. Time elapsed 0.0005 seconds

Savaşı önlemek politikacıların işi, barışı sağlamak ise eğitimcilerin!
M. Montessori

Birbirimizle anlaşmanın yollarını aramak ve kendimizi ifade etmek Montessori Eğitim Felsefesinin temelini oluşturur. Kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olan ve bunları ifade edebileceği yolları bilen çocuklar ancak barış içinde bir dünya yaratabilirler.

Okulların açılmasıyla birlikte her yaştan öğrenci, uzun bir yaz tatilinden sonra okula döndü ve yeni bir ders yılına başladı. Bazı çocuklar bir üst sınıfa geçerken, bazı çocuklar ilk kez okul deneyimini yaşamaya başladı.
İlk okul deneyimiyle birlikte aile yaşamından farklı, kendi kuralları olan bir ortama giren çocuklar kadar anne-babalarında kafasında “çocuğum okula uyum sağlayabilecek mi, okulu sevecek mi, öğretmeniyle-arkadaşlarıyla anlaşabilecek mi” gibi pek çok soru olabilir. Çocuğunuz için en iyisini istediğiniz için de, bu endişelerin hepsi çok doğaldır.
Okul, çocukların aileden bağımsız olması gereken ve yeni ilişkiler kurabileceği bir ortamdır. Ve anne babaların bunu unutmadan çocuğun işini kolaylaştırması önemlidir. Çocuk için ailesi her zaman en güvenli ortamdır ve oradan ayrılmak istemeyebilir. Bu nedenle pek çok çocuk okula gitme konusunda direnebilir ve bu konuda sorun yaşayabilir.

Çocuk İstismarı Nedir?
Son zamanlarda hemen hepimiz çocuk istismarı kelimesini duymadığımız, zikretmediğimiz bir gün geçiremiyoruz. Tüm Dünya’da çocukların en sık karşılaştığı ve en zorlayıcı travma olan çocuk istismarı, yakın zamanda medyada peş peşe yer alan cinsel istismar vakaları dolayısıyla istismar kelimesini duyduğumuz zaman hepimizin aklına önce cinsel istismarı getirse de aslında çocuk istismarı bununla sınırlı değildir.
Çocuk istismarı dört farklı başlık altında incelenir:
1) İhmal: Çocuğa bakmakla yükümlü olan kişinin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, yemek, barınma, giyim, tıbbi gereksinimler ve eğitim gibi ihtiyaçlarını karşılamamasıdır.
2) Duygusal istismar: Çocukların kendilerini olumsuz etkileyecek tutum ve davranışlara maruz kalması, ihtiyaç duyduğu sevgi, ilgi, şefkat ve güvenden mahrum bırakılmasıdır.

Montessori eğitim sistemi tüm dünyada yaygın bir şekilde uygulanan; ülkemizde de son dönemlerde tanınırlığı hızla artmaya başlayan bir sistem. Mutlu Panda Montessori Anaokulu'nda gerek eğitim felsefemiz gerekse sınıf donanımlarımız, materyallerimiz ve tecrübeli öğretmenlerimizle tam kapsamlı bir montessori eğitimi veriyoruz. Bu sistemi sadece okulda değil aynı zamanda günlük hayatımızda da uygulamamız mümkün. Aşağıda bu kapsamda bazı ipuçları vermeye çalıştık. Eylül'de Ebeveynlik Okulumuzda Evde Montessori derslerimiz başlayacak. Örnekler ve sorularınız için hepinizi bu eğitimlerimize bekliyoruz.

Gelişme çağındaki çocukların fiziksel ve psikolojik sağlıkları için kaliteli ve yeterli bir uyku uyumaları çok önemlidir. Uyku problemleri, çocukların sosyal ve duygusal gelişimini, okul başarısını sekteye uğratabilen önemli bir faktördür. Uyku çocukların gelişimi için bu kadar önemli iken ne yazık ki, yapılan araştırmalar uyku problemlerinin çocukluk çağında görülen en yaygın sorunlardan biri olduğunu ortaya koymaktadır. Çocukluk döneminde sıklıkla rastlanan uyku problemlerinden bazıları:

Uykuya dalmakta güçlük çekme: Genellikle aşırı kaygılı çocuklarda görülür. Özellikle travma ve yas durumlarından sonra oluşabilir. Böyle durumlarda ebeveynlerin rahatlatıcı, uykuya dalmayı rahatlatacak rutinler oluşturması önemlidir.

Matematik okul hayatında kimi çocuk için eğlence kimisi için ise bir kabustur. Bu çoğunlukla ilk sıralarda nasıl başlarsa sonuna kadar da öyle gider. Bir noktada kendini doğrulayan kehanete dönüşür. “Benim kafam matematiğe basmaz!” düşüncesi çocuğun zihnine kazındıkça matematikten uzaklaşmaya, matematiği yabancı bir lisanmış gibi duymaya, anlamak için çaba dahi sarfetmemeye başlar çocuk. Oysa işin sırrı çocuğun marematikle nasıl tanıştığında yatar. Aslında erken çocukluk döneminde, aynı konuşmak, dil öğrenmek gibi, her çocukta matematik öğrenme potansiyeli vardır. Çocuğun bu potansiyeli gerçekleştirmesi gerekli uyaranlar ve etkin bir yöntemin uygulanması ile mümkündür.

Bu yazımızda gözlemlerimizden ve araştırmalarımızdan derlediğimiz “ÇOCUKLARINIZLA İLETİŞİMDE” kullanabileceğiniz bazı İPUÇLARINI sizlerle paylaşmaya karar verdik. Nitekim onlarla bugün kuracağımız ilişki ve iletişim şekillerinin, gelecekte nasıl insanlar olacaklarını şekillendirdiğimiz önemli yapı taşları olduğuna inanıyoruz.

Bazen bir sözümüz, bazen bir dokunuşumuz, bazen bir bakışımız onların hayatında önemli dönüm noktaları olabiliyor. O yüzden bu ipuçlarının her birini anlamını düşünerek ve özümseyerek okumanızı ve mümkünse denemenizi ümit ediyoruz. Çocuklarımız bizim herşeyimiz ancak bazen hayat koşuşturmasında onlar için yapabileceğimiz küçük şeyleri yapamadığımız, dikkat etmemiz gereken basit detaylara dikkat edemediğimiz oluyor. Bu öneriler sonuçları büyük olabilecek küçük dokunuşlar içeriyor.

Bu yazıyı iki bölüme ayırdık. İlkinde çocuklarımızla iletişimde genel olarak nelere dikkat etmeliyiz konusuna değineceğiz. Gelecek Pazar günü paylaşacağımız ikinci bölümde ise “çocuklarımızla kullanacağımız “iletişim dili”ne odaklanacağız.

Montessori metodunun 1900’lü yılların başında ortaya çıktığı düşünülecek olursa yüz yıldır giderek yaygınlaşması ve daha çok kabul görmesi şaşırtıcı bulunabilir. Aslında bu gerçek Montessori metodunun etkinliğinin somut kanıtıdır. Sadece işe yarayan, olumlu sonuçlar veren yöntemler gelişerek yaygınlaşırlar. Montessori metodunun temelini oluşturan ilkeleri ve onu geleneksel eğitim yönetemlerinden ayıran özellikleri incelediğimizde etkinliğinin nereden geldiğini rahatlıkla görebiliriz. Bu ilkeler metodun yaratıcısı Maria Montessori’nin gözlemleri ve çocuk eğitimine zamanının çok ötesindeki yaklaşımının ürünüdür.

Çoğumuz çocuklarımızın bir gün donanımlı, bilgili, okuma alışkanlığı olan, okumayı ve araştırmayı seven yetişkinler olmalarını hayal ederiz. Okuma alışkanlığı, çocuklarımıza pek çok farklı dünyanın kapısını açabilecek; vizyonel, düşünen, yaratıcı kişiler olmalarını sağlayabilecek harika bir alışkanlık. Çocuklarımız şu anda anaokulundalar ve kısa bir süre sonra okullu olacaklar. Bugün okulumuzda ve evlerimizde attığımız tohumlar ve edinecekleri değer ve alışkanlıklar, bütün hayatlarını şekillendirecek en önemli adımlar olacak. Bu yüzden okulumuzda çocuklarımıza okuma alışkanlığı kazandırılmasına büyük önem veriyoruz. Ancak alışkanlıkların kazanılmasında en önemli okulun aslında evleri ve aileleri olduğuna da gönülden inanıyoruz. Aşağıda sizlerle birlikte çocuklarımıza okuma alışkanlığı kazandırmak ve kitap okumayı onlara sevdirmek için neler yapabileceğimize dair bazı ipuçları paylaştık. Umarız keyif alır ve bu güzel alışkanlığı çocuklarınıza kazandırabilmek için vakit ayırabilirsiniz.

İnsanı diğer canlılardan farklı kılan akılcı kararlar verebilme, mantık yürütebilme, plan yapabilme, önceliklerini belirleyebilme gibi zihinsel beceriler beyine dış dünyadan gelen bilgiyle beslenirler. Dış dünyadan bilgi akışı ise duyular aracılığıyla gerçekleşir. Bireyin tüm entellektüel, duygusal ve sosyal yetkinlikleri duyular aracılığıyla bilginin zihinsel süreçlerde işlenmesi sonucu oluşur.

Yaşamın ilk yılları hem beyin gelişimi hem de duyuları kullanma becerilerinin gelişimi açısından son derece kritik bir dönemdir. Doğumdan itibaren çocuk cisimleri ağzına alarak, seslerini dinleyerek, dokunarak, gözlemleyerek, kısacası duyuları etkin olarak kullanarak tanır ve anlamlandırır.

ÇOCUKLARIMIZA SAATİ & ZAMANI NASIL ÖĞRETEBİLİRİZ?

Yeni yıla yaklaşıyoruz. Dopdolu bir yılı geride bırakacağız. Hem yeni bir ay hem de yeni bir yılın arifesinde çocuklarımız için bu senenin son temasını “zaman” olarak belirledik.

Zaman teması içerisinde yıl boyunca günleri, haftaları, ayları, mevsimleri ve yılları çalışıyoruz. Ancak temamız zaman olduğunda yapabileceğimiz bazı spesifik çalışmalar var. Özellikle takvime bakmak ve saati öğrenmeye çalışmak okul öncesinde çocuklarımıza önemli kazanımlar sağlıyor. Peki çocuğumuza saatleri ve takvimi nasıl öğretiriz? İşte bazı küçük ipuçları:

Öncelikle çocuğunuzun odasında bir takvim bulundurmanızı tavsiye ediyoruz. Şimdi yeni yıl da başlıyor. Ne güzel bir fırsat! Mümkünse 365 yapraklı takvimlerden olsun. (2016’da 366 yaprak olacak!) Her gece yatarken o güne ait yaprağı çocuğunuzla birlikte kopartın. Bir günü daha geride bıraktığını; o günün günlerden ne olduğunu vs. konuşun. Ertesi sabah yine takviminize gidin. Ayın kaçıncı günü, günlerden ne gibi detaylara bakın. Keyifli bir takvim bulabilirseniz o güne ait yazılı olan detayları çocuğunuza okuyabilirsiniz. Bir adet de yıldaki tüm ayları gösteren takviminiz olsun. LÖSEV’in çok keyifli duvar takvimleri var. Çıkartmalarla birlikte geliyor. Özel günleri bu çıkartmalarla işaretleyebilirsiniz. O günler neden özel, hangi aylar ve hangi günler gibi konularda detaylı konuşmak için bir fırsat yaratır. Arzularsanız her ayın başında o aya ait özel günleri birlikte işaretler; böylece takip etmesini sağlarsınız.

Çocuğunuzun odasına ayrıca beyaz, sade, siyah numaralarla saatlerin yazıldığı, 3 kollu (saat, dakika ve saniyeyi gösteren) analog bir pilli saat alın. (Unutmayın çocuğun dikkatini farklı tasarım ve resimlerle dağıtmayarak çocuğumuza kazandırmayı istediğimiz özelliklere odaklanmak Montessori yaklaşımının temel özelliklerindendir)

Çocuklarımızın saatle tanışmaları için yaklaşık 3 yaşından itibaren hazırlıklara başlanabilir. Başlarda zaman kavramını gündüz, gece; sabah, öğlen, akşam gibi kavramlarla öğretin. Güneşin doğması ve batması ile bunu ilişkilendirin. Zamanı saat ile takip edebileceğimizi söyleyin. Bazı rutinleri belli saatlerde yaparak; o saati takip etmeye başlayın. (Örneğin diş fırçalama saati ya da yatma saati gibi) Mümkünse dijitel saatler değil; analog saatleri tercih edin.

Fiziksel Gelişim – Motor Kasları:

  • İçeride ve dışarıda koşabilmesi, tırmanması, zıplaması ve sallanabilmesi için alanlar ve oyunlar yaratın. Yatakta birlikte zıplayın; eğlenin. (Tabi düşmemek için gerekli önlemleri alarak)
  • Farklı sertliklerdeki zeminlerde yürüme ve koşma egzersizleri yapın. Salona yumuşak ve sert minderler koyun; bir kısmı alçak bir kısmı üst üste olsun; engelleri aşarak yürümesini teşvik edin. (Kumda, çimende vb. farklı zeminlerde yapılan egzersizler de faydalı olacaktır.)
  • Merdiven çıkıp, inin.

Çocuklarımızı dijital dünyadan ayrı tutmak gittikçe zorlaşıyor. Daha 2 yaşından itibaren ellerinde ipadlerle dolaşan ya da televizyonun karşısından ayrılmayan çocuklar görüyoruz. Elbette dijital dünya artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Ancak 0-6 yaş, çocuklarımızın somut materyalleri 3-boyutlu halleriyle dokunarak ve hissederek tüm duyuları ile öğrendikleri çok önemli bir dönem. Bu yaşlarda çocuklarımızın sosyalleşmelerine, duyu bütünlemeye ve zihinsel gelişimlerine önem vermek istiyorsak dijital dünyayla olan ilişkilerini ölçülü, belli limitler içerisinde ve gelişimlerine destek olacak programlar dahilinde tutmaya çaba göstermemiz gerekiyor.

Birçok kaynak, doğru ve dengeli kullanılırsa aslında teknolojik araçların 3-6 yaş arası gelişimi desteklemek için kullanılabileceğini öngörüyor. Burada en önemlisi “ölçülü” ve “doğru” kullanıma odaklanabilmek. İşte bu kriterlerle ilgili işinize yarayabilecek bazı ipuçları: